Top 16'da artık üç takımız. Birkaç saat önce büyük endişeler ile başlayan maçtan galibiyetle ayrılan Fenerbahçe Ülker, Euroleague A Grubu'nu lider tamamlayarak Top 16 vizesi aldı. Öncelikle şunu belirtmem lazım, eğer bu maçı Bennet Cantu 1 sayı farkla dahi olsa kazanmış olsaydı, şu anda Fenerbahçe 5. sırada yer almış ve elenmişti. O bakımdan, zafer şarkıları söylemek pek makul ve gerçekçi gelmiyor bana. Yapmamız gereken şeyi, biraz geç yaptık da diyebiliriz.
Tarihinde ilk kez Euroleague'e katılan ve beklentilerinin üzerinde bir gidişata sahip olan Bennet Cantu, maça Cinciarini, Markoishvili, Micov, Leunen ve Marconato beşiyle çıktı. Fiziksel açıdan Micov, Leunen ve Marconato son derece iyi oyuncular olduğundan, maça sertlikle başlayacakları belliydi. Fenerbahçe Ülker ise Ukic, Bogdanovic, Preldzic, Gist ve Vidmar beşiyle maça başladı. Genellikle sert ve yavaş oynayan, şutörlerine güvenen bir takım olan Cantu, Fenerbahçe'nin hücumda yapacağı penetreleri, boyalı alanda çok adamla bulunarak, yani gömülü bir savunma ile kapatmayı planlamıştı. Maç boyunca da bu tercihlerini pek değiştirmediler. Bir Vidmar klasiği olan erken faullerin ardından Oğuz Savaş sahaya sürüldü. Cantu'nun pivotları yaşlı Marconato ve kısıtlı yetenekleri olan Shermadini'nin Oğuz karşısında varlık gösterememesi, son derece doğal bir durumdu ancak Oğuz'un istikrarsız ve silik performansı endişe vericiydi. Neyse ki Oğuz zincirlerinden sıyrılmış, güveni yerinde bir görüntü sergiledi ve maçın da yıldızı oldu. Mazzarino, Basile ve Marconato'nun ilerlemiş yaşları ve aldıkları sürelerin uzaması, maçın içerisinde Fenerbahçe adına bir avantaj olacaktı keza Cantu rotasyonu çok seçenekli ve geniş değildi. Üçü de 1975 doğumlu olan bu oyuncuların yorulmasını sağlamak için gerekli mücadeleyi oyuncuların koyduğunu söylemek de yanlış olmaz sanırım.
İlk yarıda, özellikle savunmada çok başarılı olan Fenerbahçe Ülker, Cantu'nun silahlarından Marconato'nun orta mesafe (ki yıllar önce bunları leblebi gibi sokardı) ve Leunen'in üçlüklerinin girmemesiyle iyice rahatladı. Ancak Cantu'nun gömülü savunması karşısında iç-dış pas bağlantısını kuramayan, çok fazla boş şut bulamayan, penetre edilen hücumlarda da sadece bireysel yeteneklere bağımlı bir görüntü verdi. İkinci periyotta farkı açabileceği birçok hücumu zorlama atışlarla heba etti. İlk yarı, başa baş bir mücadele neticesinde 31-31 neticelendi.
İkinci yarıda en büyük endişem (her maçta olduğu gibi) üçüncü periyotta saçmalamayı gelenek haline getiren takım ve özellikle oyun kurucularıydı. Üstelik Leunen'in ve Markoishvili'nin soktukları birkaç üçlük, işi iyice sıkıntılı bir hale getirmişti. Bu esnada Roko Ukic sahneye çıktı. Sezon başından beri berbat bir oyun oynayan, salonda ve ekranda izlediğim tüm maçlarda bireyselliğin sınırlarını aşan, top dağıtmayan, zorlama atışlara giden oyun kurucu, bu kez - bence şansının da yardımıyla - skora katkı vermeye başladı. Ancak, o attığı zorlama atışların bir veya ikisi girmese, bu maç nasıl biterdi, inanın bundan emin değilim. Ukic'in 17 atması elbette çok güzel ve önemli, ancak 2 asist ile maçı bitirmesi asıl tartışılması gereken konu kanımca. Bu kapasitede bir oyuncunun, egosu tavan yapmış altyapı oyuncuları gibi topla vedalaşamaması gerçekten beni bazen çileden çıkarıyor. Ukic'in ispat edecek bir şeyi yok, onu biz zaten tanıyor ve takdir ediyoruz. Onun yapması gereken takımı oynatmak iken; sürekli garip atışlar deneyen, hücumda topu başkasına bir pas dahi vermeden kullanan bir adama nasıl dönüştü, bunu anlamak mümkün değil... Üçüncü periyot ta 55-55 eşitlikle tamamlandı. Ölüm kalım maçı, ölüm kalım çeyreğine dönüşmüştü...
Bennet Cantu taraftarı, gerçekten takdiri hak eden bir topluluk. Acayip türküleri tezahürat yapıp, zıplamayı taraftarlık sanan apaçilerden müteşekkil değil bir defa. (!) Son periyotta da etkilerini iyice hissettirecekleri belliydi hakemler ve takımımızın üzerinde. Ancak son periyota seri yaparak başlamamız (sanırım 7-0) onları da kötü etkiledi ancak Cantu bir yolunu bulup tekrar maça ortak olmayı başardı. Basile'nin attığı iki üçlük can sıkarken, Leunen'in girmeyen şutları ve takımın cüsseli adamlarının neredeyse tamamının faul problemine girmesi Fenerbahçe Ülker İçin iyi bir avantaj oldu. Bu esnada sezon başından beri sürünen bir diğer isim Bojan Bogdanovic sahneye çıktı. Son çeyrekte attığı 12 sayıyla, maçı 19 sayıyla tamamlayan Bojan, Cantu'nun maça tutunmaya çalıştığı son çabaları da tüketmeyi başardı. Oğuz ve Bogdanovic'in iyi oyunları, son periyotun rahat geçmesinde büyük önem arz etti. Maçı da 83-76 kazanan Fenerbahçe Ülker, elenme riskiyle başladığı maçtan, grup lideri olarak ayrılmanın sevincini yaşadı.
Maçın genelinde çok kötü oynayan bir oyuncu yoktu. Çok eleştirdiğim Kaya ve Gist dahi, (en azından) içerideki itiş kakışa yardımcı olarak, iyi niyetle mücadele ettiler. Vidmar'ın ve Ukic'in düşüşleri ise gerçekten endişe verici. Emir Preldzic, bence çok pozitif bir oyun ortaya koydu ve sevenlerini uzun zaman sonra mutlu etti diye düşünüyorum. Ömer Onan olmadan, Tomas'ın hiç hazır olmadığı, takımın berbat bir form durumunda çıktığı bu maçı kazanmak, gerçekten çok önemliydi ve takdire değerdi. Ancak, geçen haftaki Bilbao maçından ve bizi iki maçta da yenmesine rağmen elenen Caja Laboral maçlarından çıkarılması gereken çok ders var. İçeride çemberi savunmakta çok sıkıntı yaşıyoruz, savunmanın genelinde switch (adam değiştirme, yani savunulan iki veya daha fazla adamı koordineli biçimde değiştirmek) yapmayı pek beceremiyoruz. Post-up müdafaası zaten yerlerde özellikle Gist adına. Onun dışında hücumda yapacaklarımızı çeşitlendirmemiz ve bir düzene sokmamız gerekiyor ancak bunun için önce Jerrells ve Ukic'in basketbolu hatırlamaları gerek. Muhtemelen kuvvetli, blok tehdidi olan bir uzun alınacağını düşündüğümden, Top 16'ya umutla bakmamak için hiçbir sebep yok.Geçen yıl gittiğimiz yerden daha ileriye gidebiliriz. Genelde kötü oynadığımız bir grubu lider tamamlayıp, Top 16'da CSKA, Barcelona ve Real Madrid'den kurtulmak bir defa büyük avantaj. Eğer şans da yardım ederse, Top 16'dan lider çıkma ihtimali bile var bu takımın. Liderlik gerçekten büyük bir şans olmuştur Fenerbahçe Ülker için ve oyuncular dilerim bunun farkına varıp, önümüzdeki maçlarda daha ciddi ve özverili oynarlar. Top 16'nın çok daha keyifli geçeceğinden eminim, tüm takımlarımız adına....
23 Aralık 2011 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)






0 yorum:
Yorum Gönder